Hayati ARIGAN

Geçmişte kurla yapılan ih­racat aslında çok tek başına bir şey ifade etmediğini gör­düklerini belirten Büyükek­şi, “Önemli olan yerli mali­yetlerin düşük olması. Çün­kü 2002-2011 arasındaki dönemde kur 1.30-1.60 TL arasında gezdi ama yatırımı­mızı 30 milyar dolarla, 130 milyar dolara çıkardı. Yani demek ki tek başına kur ihra­catın artması için bir şey ifa­de etmedi” dedi.

“Rekabet gücümüzü kaybettik”

Sanayiyi olumsuz etkile­yen faktörlere dikkat çeken Büyükekşi, alınabilecek ted­birleri şöyle sıraladı: “Girdi maliyetlerimiz ve başta da işçilik maliyetlerimiz ken­di maliyetlerimiz, içinde şir­ketlerin veya sektörlerin du­rumuna göre yükseldi.

Me­sela yüzde 8 işçilik maliyeti yüzde 10-15’e çıktı. Emek yo­ğun sektörlerde bu rakam­lar, yüzde 20-30’dan yüzde 40-45’e yükseldi. O yüzden de rekabet gücümüzü maa­lesef kaybettik.

Bu dönemde ne kadar az zarar ve kayıpla yolumuza devam etmemiz lazımsa onu yapmamız bir yandan giderlerimizi azalt­mamız gerekiyor. Bir yandan da verimliliğimizi artırma­mız gerekiyor.” Türk sana­yicisinin katma değerli ihra­cat konusunda fazla bir yol alamadığını ileri süren Bü­yükekşi, “Orta ve orta üzer­lerinde yol aldık ama yüksek teknolojide son 10-15 yıldan beri baktığımızda hep yıl­lık yüzde 3, 4, 5 arasında bir artış var.

Onun dışında bir artış olmuyor. O yüzden de yapmamız gereken şey, önce kendini şirketlerimizin var­lığını koruyabilmek ve na­kit akışı çok iyi yönetmemiz gerekiyor. Türk Hava Yolları en çok şunu söylüyor; ‘uçuş güvenliği’. Eğer uçuş güven­liği yoksa başka bir şey ko­nuşmaya gerek yok. Şirket­ler için de ben, en önemli ko­nu nakit akışı diyorum” diye konuştu.

Sıkıntılı günleri geçire­bildiğimiz takdirde temmuz ayından itibaren beklenen olumlu tablonun eylülden itibaren gerçekleşebilece­ğini düşündüğünü belirten Büyükekşi, global hale ge­len şirket cirolarının belli bir yüzdelerini eğer yurt dışına yatırıyorsa bu krizlerden da­ha az etkilendiğini ifade etti.

“Çin’de üretilip İtalyan ayakkabısı diye satılıyor”

Küçük şirketlerin mar­kalaşma ve kendilerini ge­liştirme konusunda yeter­siz olduğunu sözlerine ekle­yen Büyükekşi, emek yoğun sektörlerin uygulaması ge­reken bir takım politikaları olduğunu bunu da İtalya ve Almanya’nın yaptığını be­lirtti. Dünyanın en büyük ikinci ayakkabı ihracatçı­sı İtalya’da üretimin hemen hemen olmadığını belirten Büyükekşi, şunları söyledi:

“Bütün mallarını Arna­vutluk, Bulgaristan, Ma­caristan, Çek Cumhuriye­ti, Çin’de üretiyorlar. Ve ay­nen aynısını yapıyorlar. Tüm dünyaya İtalyan ayakkabısı diye satıyorlar. Mobilyada da aynısı yapılıyor. Yani bizim de kendi teknolojimizi, bil­gimizi, know-how’ımızı ar­tık emek yoğun sektörlerde bu şekil kullanmamız lazım” dedi. Ayakkabı ve yan sana­yii sektöründe 40 bin firma­nın 12 bin firmaya düştüğü­nü belirten Büyükekşi, “Ama günlük 200-300 çift ayakka­bı üretiyorlar.

Günde 10 bin- 20 bin çift üreten 2 bin fir­ma olsa yeter. Bunların her biri kayıt dışı, haksız emek, verimsizlik demek. Türki­ye’de marka üretmek çok zor. Küreselleşme konusunda özellikle Trump’ın gelişiyle birlikte büyük bir paradig­ma değişimi oldu. Eskiden ne deniliyordu? Dünya bir köy. Herkes ürettiği malı en ucuz nereden bulabiliyorsa oradan alsın, üretimden vaz­geçsin. Halbuki şimdi, tersi bir durum söz konusu. O yüz­den de bizim mümkün oldu­ğu kadar önce kendi gemimi­zin yüzmesini sağlamamız lazım.”

“Türkiye’nin dünyada 10 markası olması lazım”

Mehmet Büyükekşi, Türkiye olarak katma değeri artırmak gerektiğini, bunun için de özellikle inovasyon, marka, Ar-Ge ve tasarıma önem vermek gerektiğini söyledi. Türkiye’nin dünyada en az 10 markası olması gerektiğini ifade eden Büyükekşi, “Atatürk’ün ifade ettiği ölçek ekonomisine maalesef ulaşamadık” dedi.

Kaynak URL