Volkan DEMİRKUŞAK / TREND AVCISI
Hibrit tekneler gitgide daha çok konuşulur, üzerinde daha çok durulur hale geldi. GX Superyachts da son dönemde yaptığı çalışmalarla birlikte adından çok daha fazla söz ettiriyor. Geçtiğimiz yıl Monako’daki fuarda tanıtmış olduğu 24 ver 56 metre arasındaki motoryatlarla dikkat çeken marka şu anda 42 metrelik versiyonun üretimine yoğunlaşmış durumda. Gelecek yıl suya inmesi beklenen süperyat markanın hibrit çözümlerini de bünyesinde barındırıyor.
Uzun süredir hibritlerle adından söz ettiren Greenline Yachts şu ana kadar 1000’den fazla modeli suya indirmiş tecrübeli bir üretici. Markanın sahibi Vladimir Zinchenko da bu konuda markaya çok güveniyor. GX Superyacht’a danışmanlık görevinde de konusunda 28 yıl tecrübeli bir isim var. Üretimse Türkiye’de yapılıyor. Hibrit teknolojisinin getirdiği en büyük avantaj ise tekne yaklaşık 48 saat kendi elektriğiyle günlük kullanıma imkan tanıyor bu da müthiş bir tüketim tasarrufu anlamına geliyor. Süperyatlarda da artık tasarruf eskisinden daha önemli. GX 42 Coupe ve GX 42 RPH olmak üzere iki gövdeyle gelecek seride Coupe gövde 335 GRT, güneş enerjisi kapasitesi de 39 kW gibi oldukça etkileyici bir rakamda. 42 metre uzunluğundaki süperyat 16 yıllık marka tecrübesinin de şu anki zirvesi olarak konumlandırılabiliyor.
Bu verilerle uzun seyirler yapmak da mümkün, günlük enerjisini güneş panellerinden alan süpeyat, motorlarıyla da 11571 Nm menzile ( 6 knots seyir hızında) gidebilirken 12 knot seyir hızında menzil ise 3873 Nm olarak veriliyor. Tam elektrikli olarak da seyredebilen süperyat 10 knot seyir hızında elektrikle yaklaşık 29 mil seyir yapabiliyor. Ayrıca enerji verimliliğini de çok iyi kullanabilen bir sistemle klima açıkken bile düşük tüketim sunuluyor. Yani alargada 48 saat güneş enerjisiyle idare edebilmek önemli. Tabii “sessizlik en büyük konfor” diyen markanın elektrik gücüyle sunduğu sessizlik ve titreşimsizlik de konfora büyük katkı sağlıyor.
Maksimum 16 knot idealde ise 12 knots seyir hızı sunabilen 42 Too Design ve Marco Casali tasarımı. İç mekanda Poltrona Frau mobilyaları kullanılıyor. Man V12 ikiz 1019 HP ana makinenin yanında 1000 kWh bataryalar ile elektrikle 7 knot seyir hızında 50 Nm seyir yapabilmek de gerçekten önemli. Suya inmesini sabırsızlıkla bekliyorum.
V8 sesini özlemek
Son dönemde o kadar çok elektrikli otomobil kullanıyorum ki neredeyse benzinli otomobillerin sesini unutacağım. Çünkü zaten kullandığım otomobillerin genelde sesi de çıkmıyor artık. Hacim düşürme denen ve otomobillerin keyfini elinden alan regülasyonlarla birlikte otomobiller artık minik motorlarıyla daha verimli hale gelmek durumunda. Fakat bir parantez açmak istiyorum. Geçtiğimiz günlerde Mercedes Benz Türkiye tarafından test etmem için gönderilen AMG SL63 ile “vay be resmen bu sesi özlemişim” dedim kendi kendime. 585 HP güç üreten çift turbo, adeta yola zamk gibi yapışan bir sürüş, Formula 1 teknolojisi ile birlikte geliştirilmiş özel üretim motor müthiş süspansiyonlar, ve bunun üstüne üstlük bir de dışarıdan bakanın gözlerine alamayacağı bir tasarım. Geçmişten bugüne SL her zaman güzeldi. Bu nesli de öyle olmuş.
4 oturma alanı kısa yolculuklar için. Açılır tavan rüzgârı size hissettiriyor ayrıca homurtulu motorun sesinin kulaklığınızda yankılanmasına da müsaade ediyor. 0-300 km hızlanması 30 saniye olan bir kibar yarışçı bir beyefendi. Centilmen smokinini çıkartmaktan hoşlanmayan bir karizma ama gerektiği zaman da Afferrtalbach yazısının hakkını verebilecek kadar da sporcu. IWC ile birlikte geliştirilen kronograf ile pist süresi tutmak da ayrı bir keyif. Evet fiyat yaklaşık 23 milyon TL. Uzun kaput dar sokaklarda biraz hassas olmayı gerektiriyor. Tam oturup karşısına geçip kahve içerken sohbet etmelik bir eser.
Saatçiliğin kalbi Cenevre’de attı
Her yıl olduğu gibi bu yıl da saatçilik konusunda kendimi beslemek ve keyif almak için İsviçre’deki Watches and Wonders Fuarı’na gittim. Tüm detayları zaten Günay Demirbağ’ın kaleminden de okuyacaksınız ben de kısaca fuarla alakalı kendi gözlemlerimi aktarmak istedim. Öncelikle fuarın yapıldığı Palexpo, benim açımdan çok önemli bir yer çünkü otomotiv sektörünün beşiği Cenevre otomobil fuarı yıllarca burada yapıldı. Maalesef artık fuar yok. Dolayısıyla Saatçilik fuarının da başına aynı akibetini gelmemesi umuduyla fuardan içeri adım atıyorum.
Gerçi bu sene biz adım attığımızda Rolex çoktan yenilikleri açıklamıştı. Roger Federer’in kolundaki Land Dweller, Daytona modelleri, pastel renkli kadranlar, rolex adeta bu fuara çok iyi hazırlanmış. Tudor da benzer ilgiyi çekti, 58 Burgundy, 68 modelleri sıkıydı. 1521 parça, 40’tan fazla komplikasyon ile 270. Yaşını kutlayan Vacheron Constantin, motorsporlarında iyice gaza basan IWC, Tag Heuer dikkatimi çekerken, bağımsızlara ayrılan alanın da büyümesi yine dikkatlerden kaçmadı.
Bu arada fuar alanının hemen 200 metre yakınlarında bir başka mini fuar daha vardı. Time To Watch adındaki mini fuar “kaçak fuar” havasında olsa da bazı markaların kendini göstermesi açısından önemliydi. Fuar yine en çok merak edilen markalarından biri olan Patek Philippe de Cubitus ve Calatrava modelleriyle yine beklenenler listesinin başında yer almaya devam edecek. Umarım Saatçilikte. fuar heyecanı hiç bitmez.