Türk hazır giyim sektörü, 2024’te yüzde 2 daralan dünya hazır giyim ihracatından ayrışarak yüzde 6,9 oranında küçüldü.
Geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği 17,9 milyar dolarlık ihracatın yaklaşık 14 milyar dolarını dış ticaret fazlası olarak ekonomiye kazandıran, ihracatın yanı sıra 8 milyar dolarlık iç pazar üretimi ile önemli ölçüde ithalatın yapılmasını engelleyen, 590 bin kişiye istihdam sağlayan, Türkiye’nin hem birim ihraç değeri hem de toplam ihracatı en yüksek üçüncü sektörü olan hazır giyim sektörü, son iki yıldır yüksek enflasyon, yüksek faiz ve baskılanan kur nedeni ile zor bir dönemeçten geçiyor.
Hazır giyim sektörünün kapsayıcılığı en yüksek sivil toplum kuruluşu Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) geçtiğimiz ay göreve gelen yeni başkanları Toygar Narbay ve Dr. Ümit Özüren, TGSD Ekonomi Danışmanı Dr. Can Fuat Gürlesel’in de katılımıyla düzenledikleri toplantıda, sektörün yaşadığı zorlukların nedenleri hakkında bilgi verirken sektörün büyümesi ve dönüşümü için öneri ve taleplerini paylaştı.
Toygar Narbay: 2024’te dünyadan ayrıştık
TGSD Başkanı Narbay, “Pandeminin başladığı 2020 yılında ertelenen alışverişler, 2021 ve 2022 yıllarında merkez bankaları tarafından uygulanan genişletici politikalar sayesinde dünya ticaretinde çok hızlı bir büyüme yaşandı. Bu süreçte hem dünya hem de Türk hazır giyim ihracatı tarihinin en yüksek rakamlarına ulaştı. Ancak artan enflasyon ve likiditenin kontrol altına alınması amacıyla merkez bankalarının 2023’te başlattığı faiz artırımları ve likiditenin azaltılması yönündeki daraltıcı politikalar sonucunda, 2023’te dünya hazır giyim ve Türk hazır giyim ihracatı paralel bir şekilde yüzde 9 daraldı. 2024’te ise dünya hazır giyim ihracatında yaşanan yüzde 2’lik daralmaya karşılık, Türk hazır giyim ihracatında yüzde 6,9’luk bir küçülme söz konusu oldu. Bu durum, Türk hazır giyim sektörünün rakiplerinden negatif olarak ayrıştığını gösteriyor” dedi.
“2 yıldaki üretim kaybımız 4,6 milyar dolar”
Narbay, 2024’teki daralmanın 1,3 milyar dolara tekabül ettiğini belirterek şu açıklamalarda bulundu; “Yaptığımız analize göre kaybın yüzde 29’u global resesyondan, yüzde 46’sı Rusya, Ukrayna ve İsrail pazarları yani savaş bölgelerindeki kayıptan, yüzde 25’i ise rekabetçiliğimizi kaybetmemizden kaynaklandı. İhracattaki daralmanın yanı sıra 2022 yılında 2,7 milyar dolar olan hazır giyim ithalatı da 2024 yılı sonunda 4 milyar dolar seviyesine yükseldi. Bu durum, uygulanan politikaların ihracatta rekabet gücünü azaltırken ithalatı artırdığını açıkça gösteriyor.”
Narbay, 2022-2024 yılları arasında hazır giyim ihracatında toplam 3,3 milyar dolar kayıp yaşandığına, bu kayıplara ek olarak, hazır giyim ithalatının 1,3 milyar dolar artış göstermesiyle birlikte hazır giyim üretimindeki toplam kaybın 4,6 milyar dolara ulaştığına, kayıtlı istihdamda da 146 bin kişilik bir azalma olduğuna dikkat çekerek, “Bu üretim kaybını tekstil sektörü ile birlikte değerlendirdiğimizde, son iki yılda tekstil ve hazır giyim sektörlerinde toplam 290 bin kişilik bir istihdam kaybı yaşandı” açıklamasında bulundu.
“Alıcılar, yükselen maliyet farkını ödemek istemiyor”
Türk hazır giyim sektörünün dünyanın altıncı, Avrupa’nın ise üçüncü büyük tedarikçisi olmasının yanı sıra tekstil sektörü ile birlikte Çin’den sonraki ikinci en büyük tedarik zinciri olduğunu belirten Narbay şöyle devam etti; “Dünya hazır giyim ticaretinden aldığımız yüzde 3,48 pay ve yaşanan kayıplara rağmen yarattığımız 590 bin kişilik istihdam ile Türkiye’nin en önemli endüstrilerinden biriyiz. Gerek ürün çeşitliliğimiz gerekse know-how, tasarım, kalite, hız ve lojistik avantajlarımız sayesinde her zaman global alıcıların portföylerinde bulunuyoruz. Hatta global alıcılar, rakip ülkelere göre yüzde 20-25 oranında daha fazla ödeme yapmaya da hazır. Ancak son iki yılda yüksek enflasyon ve baskılanan kur politikaları nedeniyle ülkemize özgü koşullar oluştu. Bu nedenle alıcılar da tolere edebileceklerinden çok daha yüksek olan maliyet farkını ödemek istemiyor.”
Ham madde fiyatlarının tüm endüstrilerde dünya borsaları tarafından belirlendiğini, dolayısıyla maliyette rekabetçiliğin; işçilik, işletme giderleri, enerji, finansman maliyetleri gibi TL bazlı kalemlerin döviz kuruna çevrimi ile elde edilen döviz bazlı maliyet üzerinden belirlediğini belirten Narbay, “TGSD olarak çıkardığımız rekabet modellemesi ile de ülkemizin Uzak Doğu ve Kuzey Afrikalı rakipleri ile arasındaki farkı ortaya koyduk. Buna göre 2024’te kilogram başına 15,2 dolara sattığımız bir üründe yükselen üretim ve finansman maliyetlerimiz nedeniyle Asya’daki rakiplerimizden yüzde 61, Kuzey Afrika’dakilerden ise yüzde 46 daha pahalı hale geldik. Bunun neticesinde dünya genelindeki pazar kaybımızın yanı sıra en büyük ve geleneksel pazarımız olan AB’deki pazar payımız da yüzde 5,6’dan yüzde 5,1’e düştü” diye konuştu.
“Kur ve faiz desteği sağlanırsa yeniden su üstüne çıkabiliriz”
Narbay, “2022-2024 döneminde kur sepeti yüzde 101, enflasyon yüzde 138, iş gücü maliyetleri ise yüzde 249 oranında arttı. Maliyetlerinin yüzde 60’ı TL’ye bağlı girdilerden oluşan bir endüstrinin, mevcut politikalarla rekabetçi olması mümkün değil” diyerek şöyle devam etti; “Sektördeki firmalar 2024’te ihracatı sürdürebilmek için sermayelerini eritme pahasına, kâr etmeden hatta zararına satış yaparak üretimlerini devam ettirdi. Yaptığımız diğer bir modellemeye göre 2023’te yıllık vergi öncesi kârı ortalama yüzde 5,6 olan bir firma, 2024’te ihracat rakamını korumuş olsa bile yılı yüzde -5,1 yani zararla tamamladı. OVP’deki parametreler ile yaptığımız analize göre ise aynı firma 2025’i de yine zarar ederek yüzde -4,5 ile tamamlayabilecek. Modelimiz bu yılın ikinci yarısında bir toparlanmayı işaret etse de ilk altı ayda yüzde -7,9 olarak gerçekleşeceğini öngöreceğimiz zarar, ikinci yarıda yüzde -1,3’e gelse de yıl ortalaması yine yüksek olacak.”