İstanbul
Güney California Üniversitesi İletişim ve Kamu Diplomasisi Profesörü Nicholas J. Cull, Fulbright bursunun kesilmesi ve ABD Küresel Medya Dairesi (USAGM) ile ABD Uluslararası Kalkınma Ajansının (USAID) kapatılması ışığında ABD yumuşak güç doktrininin son durumunu AA Analiz için kaleme aldı.
***
Uluslararası siyasetin yeni bir döneme girdiğine dair birçok işaret var ancak bunların arasında ABD’nin dünya siyasetine yaklaşımındaki şaşırtıcı dönüşüm kadar belirgin olanı azdır. Soğuk savaş sonrası dönemde ABD, dünyadaki gücün sadece askeri ve ekonomik kuvvete (sert güç) değil, aynı zamanda kültür ve değerleriyle yarattığı çekiciliğe (yumuşak güç) dayandığı görüşünü benimsedi. Harvard Profesörü Joseph Nye, soğuk savaşın sonlarına doğru ABD’nin küresel stratejisini yeniden değerlendirdiği dönemde “yumuşak güç” kavramını ortaya attı.
Nye’ın bakış açısıyla Amerikalı analistler, ABD’nin soğuk savaştaki başarısının Ay’a yapılan seyahatler veya popüler filmler gibi faktörlerin yanı sıra, ABD kurumlarında eğitim almak için sağlanan devlet bursları, objektif haberlerin yayıldığı devlet destekli uluslararası medya ve yurt dışında demokrasi teşvikine yönelik kalkınma projeleri gibi faaliyetlerden de kaynaklandığını kavradı. Soğuk savaş döneminde ABD hükümetleri fuar alanları inşa etti, cazip bir ticari kültür yarattı, saygıya dayalı ikili ilişkiler geliştirdi ve çekici bir yaşam tarzını dünyaya sundu. Soğuk savaş sonrası ABD ve diğer ülkeler benzer politikaları sürdürmeye çalıştı. 11 Eylül sonrası dönemde politikalar yeniden şekillenirken Washington, ekonomik kalkınmayı politikasının merkezine daha fazla yerleştirdi ve sert güç ile yumuşak gücü birleştirerek “akıllı güç” kavramını geliştirdi.
ABD, yumuşak güç politikası kapsamında etnik meselelerde uluslararası görüşlerle daha uyumlu olmak adına politikalarını değiştirdi. Bunun en net örneği, Dwight D. Eisenhower ve John F. Kennedy dönemi icraatlarında görülebilir. Bu dönemde ABD hükümeti, Sovyetlerin “ABD ırkçı bir ülkedir” iddiasına karşı koymanın en iyi yolunun gerçekten daha az ırkçı olmak olduğunu anladı. Ancak bu yaklaşım artık geçmişte kalmış görünüyor. Bugün, yumuşak güç teorisi ve uygulamaları sona ermiş durumda. ABD Başkanı Donald Trump, şaşırtıcı bir dizi kararla ABD’nin yumuşak güç faaliyetlerinin çoğunu askıya aldı ve ilgili kurumları kapattı. Fulbright, Amerika’nın Sesi (Voice of America) gibi programlar neredeyse tamamen terk edildi. USAID’in temel “akıllı güç” araçları da artık yalnızca anılarda kaldı. Peki bu durum ne anlama geliyor?
Yumuşak güce karşı bütçe problemlerini önceliklendirmek
Trump yönetiminin politikalarının temelinde “Önce Amerika” anlayışı bulunuyor. Bu anlayışa göre vergi mükelleflerinin parasını uluslararası kalkınmaya ya da yabancı öğrenci burslarına harcamak, kaynakları boşa kullanmak manasında geliyor. Bu anlayışa göre kaynaklar ülke içinde harcanmalı ya da vergi indirimleri için kullanılmalı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, dış politikanın tüm unsurlarının ABD’nin güvenliğine katkı sağlaması gerektiğini savunuyor ancak bu yaklaşımda ciddi eksikler var. Uluslararası alanda olumlu bir imaja sahip olmak lüks değil, güvenliğin temel bir unsurudur. Amerikalı generaller de bunu bilir. Amiral Mike Mullen’ın ünlü ifadesiyle diplomasiye harcanmayan her kuruşun mühimmata harcanması gerekir. Amerika’nın düşmanları da bu gerçeğin farkında. Rakip ülkeler, dezenformasyon, yanlış bilgi yayma ve istikrarsızlaştırma faaliyetleriyle rakiplerinin itibarını zedelemenin önemini sürekli vurguluyor. Yani yumuşak güç araçları, ABD’nin güvenliği açısından uçak gemileri veya deniz piyadeleri kadar hayati öneme sahip. Üstelik itibar sadece istendiğinde oluşan bir şey değil; dünya, yumuşak güç araçlarına erişimi olmaksızın bile ABD’yi ihracatı, eğlence sektörü ve politikaları üzerinden değerlendirmeye devam edecek. ABD diğer ülkelerle sürekli kıyaslanacak, ancak bu süreci eskisi gibi şekillendirme kapasitesi olmayacak. Eğer başka ülkeler liderlik kapasitesini ortaya koyabilir, içeride ve dışarıda yüksek uluslararası standartları benimser ve daha iyi bir gelecek vizyonu sunarsa, ABD’nin bir zamanlar sahip olduğu avantajı devralabilirler. Sonuç olarak itibar güvenliği ve yumuşak güç evreni hala var, fakat ABD artık bu evrenin merkezinde değil ve hatta engel olarak bile değerlendirilebilir.
Amerika’nın Sesi ve diğer devlet destekli yayın organlarının ortadan kaldırılması özellikle ters etki yaratan bir adım. Trump yönetimi ilk döneminde, bu yayınların bazen başkanı da eleştiren içerikler sunmasından rahatsızdı. Yönetim, etkili iletişimin güvenilirlik gerektirdiğini ve kendi sponsorunu dahi eleştirebilen gazetecilerin bulunduğu bir yayın kuruluşunun, her sözü parti çizgisinde olanlardan daha etkili olduğunu kavrayamadı. Demokrasiyi ve ifade özgürlüğünü savunan bir devletin, muhalefeti bastırmak isteyenlerin işini kolaylaştıracak bu hamleleri anlaşılır değil. Trump yönetimi hala küresel beğeniyi kültür ve değerler üzerinden kazanmayı umuyor gibi görünse de bu sefer ifade özgürlüğü savunucularından değil, otoriter liderlerden ve oligarklardan onay bekliyor. Bu süreçte ise önemli bir değer kaybedildi.
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.