Tuğmaner Ailesi’nin 170 yıllık mirası turizme açıldı Tuğmaner Ailesi’nin 170 yıllık mirası turizme açıldı

Tuğmaner Ailesi’nin 170 yıllık mirası turizme açıldı

Güneş DOĞDU SOYLU

Birsen Hanım Konağı’nın kurucusu ve Tuğma­ner ailesinin 3’üncü ne­sil temsilcisi İrem Acabey Gü­ner, Tuğmaner Ailesi tarafından 1853 yılında inşa edilen Birsen Hanım Konağı’nı turizme ka­zandırdı. Aileye ait konakta bü­yüyen 11 çocuktan biri olan İrem Acabey Güner, eczacı anne ve ba­basının izinde, konağın taşların­da kendi hikâyesini buldu. İrem Acabey Güner, 2019 yılında ko­nağı yeniden satın alarak kap­samlı bir restorasyon süreci baş­lattı.

2020 yılında tamamlanan restorasyonla yeniden konak ye­niden ayağa kaldırıldı. Bir süre aile misafirlerini ağırlamak için kullanılan konak, bugün hem ai­le evi hem de gelen misafirlere konaklama hizmeti veriyor. Aca­bey, konağın ismine genç yaşın­da kaybettiği Annesi Birsen Tuğ­maner Acabey’in adını verdi. Ai­lenin 4’üncü nesil temsilcileri Zeynep ve Birsen Güner de ko­nağın işletmesinde aktif rol alı­yor. Üç katlı, toplam 370 metre­karelik alana sahip konakta 6 oda bulunuyor.

Birsen Hanım Konağı’nın hikâyesini Dünya Gazetesi’ne anlatan İrem Acabey Güner, en önemli hedeflerinin aile değer­lerinin korunması ve yerel sür­dürülebilirlik olduğunu söyle­di. Güner, “Dedem Kasım Tuğ­maner 63 yaşında vefat ettikten sonra, atıl durumda kalan kona­ğımız bir kiracıya bırakıldı. Da­ha sonra annem ve babam tekrar Mardin’e dönünce buraya aile olarak yerleştik. Çocukluğum bu evde geçti.

Eğitim hayatım için 13 yaşındayken İstanbul’a taşın­dık. Ev yeniden boşalınca satı­şına karar verildi ve konağımız komşumuza satıldı. Bu benim içimde yıllarca bir uhde olarak kaldı. Birkaç yıl sonra komşula­rımızdan evi tekrar satın aldım ve restorasyon yaptık. Sonra bu­rası yeniden aile evimiz oldu. Bu konak ailemize ait olabilir ama bu güzelliği farklı insanların da deneyimlemesini istiyoruz. Air BNB Belgesi alarak aile evimi­zi Mardin’e gelen misafirlere de açtık. Amacımız, aile tarihimi­zi korurken bu tarihi deneyimi misafirlerimizin de yaşaması­nı sağlarken; bölgemizdeki yerel üreticilere katkı sunmak ve is­tihdam sağlamak” dedi.

Konağın butik otele dönüş­türülmesi konusunda yıllardır büyük talepler aldıklarını ifade eden İrem Acabey Güner, “Beş yıl boyunca konağımızda kendi misafirlerimizi ağırladık. Hepsi deneyimlerinden çok memnun kaldı. Bu süreçte buranın butik otel olması yönünde çok sayıda talep ve teklif aldık. Özel izinler alarak çeşitli aile törenleri ve ge­celer düzenledik. Büyük bir av­lumuz ve mandaramız var.

Bura­da özel gün organizasyonları ya­pabiliyoruz. Yaklaşık 50 kişilik etkinlikler düzenledik. Yüzyıl­lardır söylenen ezgiler yeniden taş duvarlarımızda yankılandı. Hem eğlendik hem de yerel iş­letmelere iş potansiyeli yarattık. Bizim sürdürülebilirlik anlayı­şımız tam olarak budur. Aile evi­mizi korurken, yaklaşık iki yüz­yıldır yaptığımız gibi çevremiz­deki işletmelere ve üreticilere katkımızı artırarak sürdürmek istiyoruz” diye konuştu.

Hem misafirlerini hem de üreticilerini memnun etmeyi hedefliyor

Bugüne kadar ağırlıklı ola­rak İsveç ve İsviçre’den misafir­ler ağırladıklarını belirten İrem Acabey Güner, şöyle devam etti: “Özellikle gurbette yaşayan Sür­yani hemşerilerimiz için kona­ğımız bir çekim merkezi haline geldi. Ayrıca iş insanları dönem­sel toplantılarını konağımızda yapıyor. Konağımızın yatak ka­pasitesi ve ortak kullanım alan­ları iş toplantıları için önemli avantajlar sağlıyor. En çok ter­cih edilme sebeplerimizden biri de geleneksel ürünlerden oluşan kahvaltılarımız ve içecek çeşit­lerimiz. Bunu yerel üreticiler­le kurduğumuz asırlık bağlara borçluyuz. Çevremizdeki üreti­cileri destekleyerek misafirleri­mizi bölgemizin kadim lezzetle­riyle buluşturuyor, gelenekleri­mizi yaşatıyoruz.”

Mardin ve Midyat’ın kadim değerlerini odalarında yaşatıyor

Eski Mardin’in insanlık adına çok özel bir yer olduğunu vurgu­layan İrem Acabey Güner, böl­gedeki yapıların bu duyarlılıkla yaşatılması gerektiğini söyledi. Güner, “Odalarımızın isimlerini belirlerken geçmişimize ve böl­gemizin kültürel mirasına uy­gun kadim isimler seçtik. Bun­lar Mazruna, Karasya, Harmel, Estel, Gizvara ve Mırra. Bir katı­mızı bölgemizin yerel üzüm çe­şitleri olan Mazruna ve Karas­ya olarak adlandırdık.

Üçüncü katımızı, nazardan korunmak için konaklardaki ocaklarda ya­kılan Harmel ile isimlendirdik. Çocukluğumuzda Midyat’ın Es­tel bölgesini çok severdik; bu ne­denle bir odamıza Estel ismini verdik. Bir odamıza yemekleri­mize lezzet katan, kişniş olarak bilinen Gızbara adını verdik. Bir diğer odamıza ise yöremizin acı kahvelerinden Mırra ismini ver­dik. Mırra, ağırlıklı olarak cena­ze merasimlerinde dağıtılır. An­lamı ‘Senin ağzın acıdır ve acı­lığın bize de acı olarak yansır’ demektir” ifadelerini kullandı.

Kaynak URL