Kestelli: Günümüzde tarım sektörünün mücevheri organik tarımdır Kestelli: Günümüzde tarım sektörünün mücevheri organik tarımdır

Kestelli: Günümüzde tarım sektörünün mücevheri organik tarımdır

İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu KESTELLİ

İzmir ve Ege Bölgesi, yılın 300 günü güneşli havası, bereket­li toprakları ile organik üre­tim konusunda önemli bir potan­siyele sahip. Ancak şu ana kadar ne İzmir’in ne de Türkiye’nin var olan potansiyelini yeterince de­ğerlendirebildiğini söyleyebilme­miz pek mümkün değil. Bu durum resmi verilerden de net olarak gö­rülebiliyor. Türkiye, 2023 yılında 26,5 milyar dolar tutarında tarım­sal ihracat geçekleştirirken, aynı dönemde Türkiye’nin organik bit­kisel ve hayvansal ürün ihracatı sadece 164 milyon doları gördü. Halbuki organik tarım, stratejik bir öneme sahip ve mutlaka hükü­metimiz tarafından aktif bir şekil­de destek görmeli.

240 farklı ürün var

Türkiye’de yaklaşık 240 farklı organik bitkisel ürün yetiştirili­yor. 35 bin civarında organik bit­kisel üretim yapan çiftçimiz bu­lunuyor. En çok organik ürün ih­racatı gerçekleştirdiğimiz ilk beş ürün incir, meyve, üzüm, fındık ve ürünleri ile meyve suyu. En çok ihracatı gerçekleştirilen beş ürü­nün ikisinin üretiminde Ege Böl­gesi ön plana çıkıyor. En büyük organik tarım alanına sahip iller arasında ise Aydın yüzde 13,7 ile ilk sırada yer alıyor. Onu yüzde 9,9 ile Kastamonu, yüzde 9,5 ile Ağ­rı, yüzde 8,2 ile Kars, yüzde 7,8 ile Şanlıurfa izliyor. İzmir ise Tür­kiye geneli toplam organik tarım üretim miktarının yüzde 2,7’sini karşılıyor. Türkiye’de, toplam ta­rımsal alanın sadece yüzde 1,5’in­de; yani 225 bin hektarlık bir alan­da organik tarım yapılıyor. Bu oran organik tarımın henüz ülke genelinde yaygın olmadığını gös­termeye yetiyor.

Yüksek katma değer sağlar

Organik tarım, yüksek katma değerli ürünler ve ihracat potan­siyeli nedeniyle ekonomik açıdan son derece stratejik bir alandır aslında. Türkiye’nin organik tarı­ma yatırım yaparak uluslararası pazarda rekabet gücünü artırma­sı hem ekonomik büyüme hem de artan tarımsal ihracat geliri an­lamına geliyor. Küresel organik tarım pazarı verilerine baktığı­mızda da bunu net olarak göre­biliyoruz. Organik Tarım Araş­tırma Enstitüsü verilerine göre, 2000’li yılların başlarında sadece 15,1 milyar euro düzeyinde olan dünya organik tarımsal ürün tica­reti 2022 yılı itibariyle 134,7 mil­yar euro’ya yükseldi. Dünya orga­nik tarım ticaretinin yüzde 43’üABD tarafından gerçekleştirilir­ken bu pazardan Avrupa Birliği yüzde 34, Asya ülkeleri ise yüzde 9,2 pay alıyor.

Organik tarımın stratejik öne­mi, çevresel sürdürülebilirlik, ekonomik rekabet gücü, insan sağlığı ve gıda güvenliği gibi alan­larda kendini göstermektedir. İlk olarak, organik tarım, olum­suz çevresel etkileri en aza indirir. Toprak sağlığını korur, su kaynak­larını kirletmez ve biyolojik çeşit­liliği teşvik eder. Kimyasal gübre­ler ve pestisitler yerine doğal gir­diler kullandığı için uzun vadede toprak verimliliğini korur ve çev­resel tahribatı azaltılır. Bu, özel­likle iklim değişikliği etkilerine karşı tarımsal üretimin direncini artırır. Sağlık açısından ise kim­yasal kalıntılardan arınmış gıda­lar sunarak halk sağlığını korur.

Organik gıda diplomasisi

En başta da söylediğim gibi or­ganik tarım, tarım sisteminin mü­cevheridir. Onu işlemek, ona de­ğer katmak da özen ve ustalık ge­rektirir. Bunun sağlanabilmesi için yapılması gerekenlere şahsen organik gıda diplomasisi diyorum ve bu diplomasiyi nasıl yürütece­ğimizi şöyle sıralayabilirim:

Üretim havzalarında organik tarıma uygun alanlar ve bu alan­lara uygun bitki desenleri tespit edilmeli.

Üreticiler arasında organik ta­rımda verim düşüklüğü algısı mevcut. Bir taraftan bu algının gi­derilmesi için çalışmalar yapılır­ken diğer taraftan ortalama verim düzeyine yükseltecek araştırma, geliştirme çalışmaları hayata ge­çirilmeli.

Zeytin, incir gibi bazı ürünlerde kimyasal ilaç kullanılmadan üre­timi yapılan ancak sertifikasyon süreçlerine dahil olmayan ürün ve alanlar tespit edilerek organik üretime dâhil edilmeli.

Organik üretim için üreticilere verilen üretim destekleri artırıl­malı, aynı zamanda bu ürünlerin ihracatına da destek getirilmeli.

Kontrol ve sertifikasyon hiz­metlerinin etkinliği artırılmalı ve maliyetler düşürülmeli.

İç piyasada organik ürün talebi­ni artırıcı tanıtım faaliyetleri ger­çekleştirilmeli.

Kaynak URL